Havacılıkta Bulut Teknolojisi: Uçuş Kayıtlarının Dijitalleşmesi ve Ek 13'ün Yasal Kapasitesi
Havacılık & Uzay

Havacılıkta Bulut Teknolojisi: Uçuş Kayıtlarının Dijitalleşmesi ve Ek 13'ün Yasal Kapasitesi

Havacılık sektörü, katı uluslararası ve ulusal düzenlemelerle yüksek güvenlik standartlarına sahip olsa da her türlü kazanın önüne geçebilmek mümkün değildir. Meydana gelen kazaların nedenlerinin belirlenmesi ve benzer olayların tekrarını önlemek amacıyla gerçekleştirilen incelemelerde, uçuş kayıt cihazları (yaygın adıyla kara kutular) temel rol oynamaktadır. Bu cihazlar, uçuşa ilişkin önemli veriler ile kokpitteki konuşmaları kaydederek, kaza araştırmaları için kritik bilgiler sunmaktadır. Ancak geleneksel uçuş kayıt cihazları, ICAO’nun Şikago Konvansiyonu'nun Ek 13’ünde öngörüldüğü üzere, verilerin fiziksel olarak kurtarılmasına bağımlıdır. Bu durum, özellikle ulaşılması zor bölgelerde gerçekleşen kazalarda, veri kurtarma sürecinin uzamasına yol açabilmektedir. Son yıllarda havacılık alanında yaşanan teknolojik gelişmeler, uçuş verilerinin eş zamanlı olarak uydu vasıtasıyla yer istasyonlarına aktarılmasını ya da uzaktan erişilebilir sistemlerde depolanmasını potansiyel olarak mümkün kılmaktadır. Bu yenilikler, kaza sonrası fiziksel veri kurtarma gerekliliğini önemli ölçüde azaltmakta ve kaza inceleme süreçlerinin daha hızlı ve verimli yürütülmesini vaat etmektedir. Buna karşılık, söz konusu teknolojiler, verilerin korunması, mahremiyet, yetki karmaşası ve hukuki sorumluluk gibi birçok yeni problemi gündeme getirmektedir. Bu makalede, uluslararası havacılık hukukunun, özellikle Ek 13'te yer alan mevcut düzenlemelerin söz konusu teknolojik yeniliklere uyumu incelenmekte ve potansiyel uyumsuzluklara karşı öneriler sunulmaktadır.

İş-yaşam dengesinin işe angaje olmaya etkisinde psikolojik sermayenin aracı rolü: Havacılık sektöründe kadın çalışanlar üzerine bir araştırma
Havacılık & Uzay

İş-yaşam dengesinin işe angaje olmaya etkisinde psikolojik sermayenin aracı rolü: Havacılık sektöründe kadın çalışanlar üzerine bir araştırma

Havacılık sektörü, yoğun çalışma temposu, vardiya düzensizliği ve yüksek düzeyde duygusal çaba gerektiren hizmet yapısı nedeniyle çalışanların iş-yaşam dengesi üzerinde önemli baskılar oluşturmaktadır. Özellikle kadın kabin memurları hem iş hem de özel yaşam rollerini aynı anda yürütmek zorunda olduklarından, bu dengenin işe yönelik algıları üzerindeki etkileri giderek önemli bir araştırma konusu haline gelmektedir. Bu çalışma, iş-yaşam dengesinin işe angaje olma üzerindeki etkisinde psikolojik sermayenin aracı rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın verileri, Türkiye’de faaliyet gösteren bir havayolu şirketinde görev yapan 103 kadın kabin memurundan çevrimiçi anket yoluyla elde edilmiş; analizlerde güvenilirlik, korelasyon, regresyon ve PROCESS aracılık testleri uygulanmıştır. Bulgular, iş-yaşam dengesinin hem işe angaje olmayı hem de psikolojik sermayeyi pozitif ve anlamlı biçimde etkilediğini göstermektedir. Buna karşın, psikolojik sermayenin işe angaje olma üzerinde anlamlı bir etkisi bulunamamış ve aracılık rolü desteklenmemiştir. Bu sonuçlar, kabin memurlarının işe angajmanının bireysel psikolojik kaynaklardan ziyade örgütsel düzenlemeler ve çalışma koşulları tarafından belirlendiğini ortaya koymaktadır. Çalışma, kadın çalışanların iş-yaşam dengesini güçlendirecek uygulamaların önemine işaret ederek havacılık yönetimine hem teorik hem de pratik katkılar sunmaktadır.

Havacılık Sektöründe Yapay Zeka: Pilot Deneyimlerine Yönelik Nitel Bir Araştırma
Havacılık & Uzay

Havacılık Sektöründe Yapay Zeka: Pilot Deneyimlerine Yönelik Nitel Bir Araştırma

Araştırmanın amacı, havacılık sektöründe yapay zekâ uygulamalarının pilotların gözünden durumlarının analiz edilmesidir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden mülakat tekniği kullanılmıştır. Mülakat soruları literatürden destek alarak hazırlanmış ve çalışmaya uyarlanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmaya kolay ulaşılabilir örneklem yöntemi ile 28 pilot dahil edilmiştir. Araştırmada cinsiyet, yaş, eğitim, havacılık sektöründeki rol, havacılık sektöründe deneyim olmak üzere beş tane demografik soru ve araştırmaya katılan pilotlara yöneltilen 11 mülakat sorusu bulunmaktadır. Elde edilen veriler MAXQDA 2022 nitel analiz programından destek alınarak analiz edilmiştir. Veriler programa aktarılmış ve içerik analiz yöntemi ile tema ve kodlar oluşturulmuştur. Örüntüler ve kod frekansları üzerinden içerik analizi yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre; araştırmaya katılan pilotların çoğunluğu yapay zekâyı faydalı ve kolaylık sağlayıcı bir teknoloji olarak görmekle birlikte, dikkat edilmesi gerektiği, kontrollü kullanılması gerektiği, karar destek için önemli olduğu, geleceğin belirleyicisi olduğunu düşünülmektedirler. Pilotların çoğunluğu yapay zekânın havacılık sektöründe kullanılması gerektiğini düşünmekle birlikte bazıları belirli alanlarda kullanılması gerektiğini düşünmektedirler. Pilotların çoğunluğunun yapay zekâya uyum sağlamada zorluk çekmeyeceklerini düşündükleri görülmektedir. Pilotlar iş yükünü azaltma, bilgiye ulaşma, planlama, maliyet, zaman tasarrufu, insan hatalarını azaltma, emniyet, hızlı ve doğru karar verme, destek, yakıt tasarrufu, doğru ve hızlı uçuş ve uçak planlaması gibi faydalarının olduğunu, yetenekleri köreltmesi ve rehavet, istihdam ve işgücünü azaltması, yapay zekânın kontrol edilememesi, her şeyi yapay zekâdan bekleme gibi olumsuz etkilerinin olabileceğini düşünmektedirler.

Toplumsal cinsiyet perspektifinden havacılıkta yer hizmetleri: Kadın çalışanların mesleki deneyimleri üzerine nitel bir çalışma
Havacılık & Uzay

Toplumsal cinsiyet perspektifinden havacılıkta yer hizmetleri: Kadın çalışanların mesleki deneyimleri üzerine nitel bir çalışma

Bu çalışma, havacılık sektörünün operasyonel yoğunluğu en yüksek alanlarından biri olan yer hizmetlerinde görev yapan kadın çalışanların karşılaştıkları zorlukları ve mesleki deneyimlerini toplumsal cinsiyet perspektifinden nitel bir yaklaşımla incelemektedir. Yer hizmetleri faaliyetleri, esnek çalışma düzenleri, zaman baskısı ve fiziksel dayanıklılık gerektiren yüksek stresli operasyonel koşulları barındırır. Bu özellikler, sektörün uzun süre erkek egemen bir alan olarak algılanmasına yol açsa da son yıllarda kadınların bu alandaki görünürlüğü giderek artmaktadır. Ancak cinsiyet temelli mesleki algılar ve yapısal engeller, kadın çalışanların işe alım ve kariyer ilerleme süreçlerinde zorluklarla karşılaşmasına neden olmaktadır. Çalışmada, keşfedici nitel yaklaşım benimsenmiş ve Ankara Esenboğa Havalimanı’nda farklı pozisyonlarda görev yapan sekiz kadın çalışan ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler, Braun ve Clarke (2006) tarafından geliştirilen tematik analiz yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Analiz sonucunda, fiziksel zorluklar ve iş koşulları, iş dışı sürekli erişebilirlik, kadınlara yönelik sosyal ve yasal haklar, kariyer gelişimi ve kadınların temsili, kurumsal politikalar ve sosyal destek uygulamaları, psikolojik ve duygusal etkiler, toplumsal cinsiyet temelli eşitsizlikler ve baş etme stratejileri olmak üzere sekiz ana tema ortaya çıkmıştır. Bulgular, kadın çalışanların fiziksel ve duygusal açıdan çeşitli zorluklarla karşılaştıklarını ortaya koymaktadır. Ayrıca, iş-yaşam dengesi, kariyer ilerlemesi ve otorite ilişkilerinde toplumsal cinsiyet kaynaklı engellerin varlığı dikkat çekmektedir. Çalışma, sektörde toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik edici politikaların geliştirilmesi, kurumsal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ve eşit kariyer fırsatlarının sağlanmasının stratejik bir gereklilik olduğunu ortaya koymaktadır.

Fermatean bulanık ortamda çok kriterli karar analizi: Yangın söndürme uçak tipi seçimi üzerine bir araştırma
Havacılık & Uzay

Fermatean bulanık ortamda çok kriterli karar analizi: Yangın söndürme uçak tipi seçimi üzerine bir araştırma

Dünya üzerinde karasal alanların üçte birini kaplayan ormanlar, ekolojik dengenin sağlanması, biyoçeşitliliğin korunması ve karbon emisyonu gibi pek çok hayati fayda sağlayarak canlı yaşamı için kritik bir öneme sahiptir. Ormanlar, küresel ısınma ve iklim değişikliği gibi evrensel problemler nedeniyle de tüm dünya için büyük bir değer taşımaktadır. Bu nedenle, ormanların korunması ulusal bir mesele olmanın ötesinde, Rio Sözleşmesi, Kyoto Protokolü ve Paris Anlaşması gibi birçok uluslararası anlaşmanın konusu olmuştur. Ormanların korunmasına yönelik küresel hassasiyete rağmen hem dünya genelinde hem de Türkiye’de orman alanlarının sürdürülebilirliğini tehdit eden en büyük sorun orman yangınlarıdır. Orman yangınlarının yıkıcı gücü, orman ekosistemine verdiği zararın yanı sıra, can ve mal kayıplarına neden olarak ağır sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle, devletin orman yangınlarıyla mücadelede etkin bir savaş organizasyonu hazırlaması, yani orman idaresinin yangın gerçekleşmeden önce gerekli önlemleri alarak yangına hazırlıklı olması, yangınların vereceği zararların en aza indirilmesi açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmada, orman ve orman dışı yangınlara müdahale konusunda kritik öneme sahip olan yangın söndürme uçak tipi seçimi üzerine bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, Orman Genel Müdürlüğü’nün mevcut filosunu genişletme kararı alması halinde en uygun uçak tipinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, üç boyutlu bulanık küme uzantılarından Fermatean bulanık kümelere entegrasyonu yapılan SWARA (Aşamalı Ağırlık Değerlendirme Oran Analizi) ve TOPSIS (İdeal Çözüme Benzerlik Yoluyla Tercih Sıralaması) yöntemleri kullanılarak 3 alternatif uçak için 11 değerlendirme kriteri üzerinden seçim yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre Beriev Be-200 tipi uçak en uygun seçenek olarak belirlenmiştir.

Havacılık & Uzay

KBRN Olaylarında İHA Seçimine Yönelik Çok Kriterli Karar Verme Yaklaşımı

Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer (KBRN) olaylar; insan sağlığı ve çevre güvenliği için büyük tehlike oluşturan, yönetilmesi zor kriz durumlarıdır. Bu gibi riskli alanlarda müdahale gücünü artırmak ve tehlikeyi uzaktan takip edebilmek için İnsansız Hava Aracı (İHA) kullanımı artık bir zorunluluktur. Ancak KBRN şartlarına en uygun İHA modelini seçmek, birçok teknik özelliği aynı anda değerlendirmeyi gerektiren karmaşık bir iştir. Bu çalışmada, belirlenen on farklı kriter üzerinden altı İHA modeli incelenmiştir. Seçim yaparken kişisel yorumların etkisini azaltmak ve en doğru sonucu bulmak için Pisagor Bulanık AHP ve TOPSIS yöntemleri birlikte kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, bir İHA’nın KBRN müdahalesinde başarılı olmasını sağlayan en önemli özelliğin "Termal Kamera" olduğu ve bu kriterin diğerlerine göre en yüksek ağırlığa sahip olduğu görülmüştür. Bu temel sonuca dayanarak, dikey iniş-kalkış yapabilen "VTOL" tipi İHA’ların kullanım uygunluğu açısından en iyi seçenek olduğu belirlenmiştir. Bu çalışma, karar vericilere doğru ekipman seçimi için güvenilir bir yol gösterirken, kullanılan hesaplama yöntemlerinin afet yönetimindeki etkinliğini ispatlayarak literatüre katkı sağlamaktadır.

Havacılık & Uzay

Havaalanlarında Yenilenebilir Enerji Entegrasyonuna İlişkin Stratejik PESTEL Temelli Bir Analiz

İklim krizinin büyük bir sorun olarak değerlendirildiği ve net sıfır taahhütlerinin bağlayıcı hale geldiği bir dönemde, havaalanlarında yenilenebilir enerji kullanımı, işletmelerin sürdürülebilir rekabet gücü ve operasyonel dayanıklılığı için kilit bir faktör haline gelmiştir. Mevcut literatür öncelikle yenilenebilir enerjinin teknik ve finansal fizibilitesine odaklanırken, havacılık altyapısına entegrasyonunu değerlendiren bütünsel stratejik çalışmalarda önemli bir boşluk bulunmaktadır. Bu boşluğu gidermek için, bu çalışma, "2050 yılına kadar net sıfır" hedefleriyle uyumlu olarak, havaalanlarında yenilenebilir enerji entegrasyonunun çok boyutlu stratejik bir değerlendirmesini sağlamayı amaçlamaktadır. Metodolojik olarak, bu çalışma nitel bir kavramsal inceleme yaklaşımını benimsemektedir. 2015 ile 2025 yılları arasında yayınlanan akademik literatür ve uluslararası havacılık otoritelerinin (örneğin, ICAO, ACI) kurumsal raporları sistematik olarak incelenmiş ve analiz edilmiştir. Bulgular, dış çevresel belirleyicileri sistematik olarak inceleyen bir PESTEL analizi çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bulgular, Paris Anlaşması ve bölgesel düzenlemelerin yatırımları hızlandırdığını, ancak azalan teknoloji maliyetlerine rağmen yüksek başlangıç yatırımı ve tedarik zinciri risklerinin, havaalanlarında yenilenebilir enerji kullanımına ekonomik engeller oluşturduğunu göstermektedir. Parlama riski, radar ve iletişim etkileri gibi havacılığa özgü güvenlik faktörleri ve düzenleyici kısıtlamalar, özellikle fotovoltaik uygulamalarda belirgindir. Akıllı şebeke ve enerji depolama çözümleri, kesintisiz enerji tedarikini güçlendirerek operasyonel dayanıklılığı, sosyal kabulü ve çevresel faydaları artırır. Bu çalışma, tartışmayı yalnızca teknoloji benimseme boyutundan kapsamlı bir stratejik yönetim modeline kaydırarak ve havaalanı şirketlerine çok boyutlu risk ve fırsat yönetimi için PESTEL tabanlı bir çerçeve sunarak havacılık yönetimi literatürüne katkıda bulunmaktadır.

Havacılık & Uzay

Avrupa havayolu işletmelerinde ESG performansı ve operasyonel etkinlik: İki aşamalı VZA-Tobit analizi

Bu çalışma, 2017 ile 2024 yılları arasında Avrupa merkezli borsada işlem gören 12 havayolu işletmesinden elde edilen panel verilerini (N=96) kullanarak, Avrupa havayolu sektöründe Çevresel, Sosyal ve Yönetişim (ESG) performansı ile operasyonel etkinlik arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Ölçüm zorluklarını ve sansürlenmiş bağımlı değişkenleri ele almak için, sabit etkiler panel regresyonu, veri zarflama analizi (VZA) ve Tobit regresyonunu birleştiren iki aşamalı bir analitik yaklaşım kullanılmıştır. Bulgular, ESG performansının operasyonel etkinlikte kayda değer bir artışla ilişkili olduğunu göstermektedir. ESG puanındaki 10 puanlık bir artışın, etkinlikte %6,5'lik bir iyileşmeyle ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bu etki ekonomik açıdan anlamlı olup pandemi döneminde de sürmüş ve yüksek ESG performansına sahip havayolları operasyonel dayanıklılıklarını büyük ölçüde korumuştur (etkinlik düşüşü: %16). Tam hizmet sunan havayollarının (FSC) düşük maliyetli (LCC) rakiplerine kıyasla %15,6 daha düşük etkinlikle çalıştığı bulgusu, iş modelinin temel bir etkinlik belirleyicisi olduğunu ortaya koymaktadır. Bulgular, paydaş teorisi ve kaynak temelli görüşle uyumlu olarak ESG yatırımlarının bir maliyet kalemi değil, operasyonel etkinliği pekiştiren stratejik bir araç olduğunu göstermektedir. Bulgular, ESG yatırımlarının yalnızca uyum maliyeti değil, operasyonel performansı artıran stratejik girişimler olduğunu göstermektedir.

Havacılık & Uzay

FRMS’de anneliğe yer açmak mümkün mü? Bir risk faktörü olarak annelik yükü

Bu çalışma, havacılık emniyetinin temel yapı taşlarından biri olan Aşırı Yorgunluk Risk Yönetim Sistemleri (AYRYS) prensiplerinin, modern çalışma hayatındaki “annelik yükü” ve buna bağlı gelişen zihinsel yorgunluk çerçevesinde uygulanabilirliğini tartışmaktadır. Havacılık sektöründe yorgunluk yönetimi geleneksel olarak operasyonel sınırlar ve dinlenme süreleri üzerinden kurgulanırken; çalışanın özel yaşamındaki, özellikle de annelik rolünden kaynaklanan “görünmez emek” ve “zihinsel yük”ün yarattığı psikolojik yorgunluk çoğu zaman emniyet denkleminin dışında bırakılmaktadır. Çalışmanın temel amacı, annelik yükünü özgün bir risk faktörü olarak tanımlamak ve bu yükün operasyonel emniyet üzerindeki potansiyel etkilerini AYRYS perspektifiyle analiz etmektir. Araştırma kapsamında, annelerin ev içi sorumlulukları, çocuk bakımı ve sürekli devam eden zihinsel planlama süreçlerinin yarattığı kümülatif yorgunluk deneyimi nitel araştırma yöntemiyle derinlemesine incelenmiştir. Kabin memurluğu yapan altı anne ile yarı yapılandırılmış mülakat tekniği ile görüşülmüştür. Görüşmelerden elde edilen bilgiler MAXQDA programında analiz edilmiş ve annelik yükünün boyutları tematik bir çerçevede ortaya konulmuştur. Bu yükün, çalışanın bilişsel performansına olan etkisi, emniyet kültürü içerisinde stratejik olarak yönetilmesi gereken bir bileşen olarak ele alınmıştır. Elde edilen bulgular, annelik yükünün sadece bireysel bir durum olmadığını, kurumların emniyet performansını doğrudan etkileyebilecek bir risk unsuru olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak çalışma, havacılık yönetiminde daha kapsayıcı bir AYRYS yaklaşımı için teorik bir zemin sunmakta; kurumsal destek mekanizmalarının emniyet performansını artırmadaki kritik önemini vurgulamaktadır.

Havacılık & Uzay

Pilot öğrenciler açısından tükenmişlik ve karar verme

Havacılık sektörü, küresel ekonomi ve ulaşım sistemlerinin kritik bir bileşeni olup uçuş emniyeti; yolcuların, mürettebatın ve havacılık personelinin güvenliğiyle doğrudan ilişkilidir. Bu emniyetli yapının merkezinde, uçuşun her aşamasında hızlı ve doğru kararlar alması beklenen pilotlar yer almaktadır. Ancak pilotaj eğitimi sürecinde karşılaşılan yoğun stres, iş yükü ve tükenmişlik, öğrencilerin karar verme süreçlerini olumsuz etkileyerek uçuş emniyeti açısından risk oluşturabilmektedir. Bu çalışma, pilotaj öğrencilerinde tükenmişlik düzeyleri ile uçuşta karar verme stilleri arasındaki ilişkileri incelemeyi amaçlamaktadır. İlişkisel tarama modelinde yürütülen araştırmanın verileri İstanbul, Ankara, Eskişehir ve Samsun illerinde eğitim gören 335 pilotaj öğrencisinden anket yöntemiyle toplanmıştır. Katılımcıların tükenmişlik düzeyleri Maslach Tükenmişlik Ölçeği, karar verme stilleri ise General Decision-Making Styles ölçeğinin Türkçe uyarlaması aracılığıyla ölçülmüştür. Veriler, normallik varsayımı sağlanmadığı için Spearman korelasyon analizi, Kruskal-Wallis H ve Mann-Whitney U testleriyle değerlendirilmiştir. Bulgular, tükenmişlik düzeyinin rasyonel ve sezgisel karar verme stilleriyle negatif; kaçıngan, anlık ve bağımlı karar verme stilleriyle pozitif yönde anlamlı ilişkiler gösterdiğini ortaya koymuştur. Ayrıca tükenmişlik düzeyine göre karar verme stillerinde ve bazı demografik değişkenlere göre tükenmişlik ile karar verme boyutlarında anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Sonuçlar, pilotaj eğitiminde psikolojik dayanıklılığı artıran, stres yönetimini destekleyen ve tükenmişliği önleyici uygulamaların karar kalitesi ve uçuş emniyeti açısından önem taşıdığını; bu nedenle eğitim programlarının insan faktörleri yaklaşımıyla yeniden yapılandırılması gerektiğini göstermektedir.

Tüm haberler yüklendi